Tanıma ve tenfiz davası hangi mahkemede açılır? sorusunun cevabı, yabancı mahkeme kararının konusuna ve davalının Türkiye’deki yerleşim durumuna göre değişir. 5718 sayılı Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukuku Hakkında Kanun, görevli mahkeme bakımından asliye mahkemelerini esas alır. Ancak aile hukukundan kaynaklanan yabancı kararlar açısından Aile Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yargılama Usullerine Dair Kanun da dikkate alınır. Bu nedenle her yabancı mahkeme kararı için doğrudan aile mahkemesine başvurmak doğru değildir.
Mahkemenin yanlış belirlenmesi, dosyanın görev veya yetki yönünden başka bir mahkemeye gönderilmesine neden olabilir. Ayrıca dava süresi uzayabilir ve taraflar ek masraflarla karşılaşabilir. Bu sebeple yabancı kararın konusu, tarafların adresleri ve talebin kapsamı birlikte değerlendirilmelidir.
Bu rehberde tanıma ve tenfiz davalarında görevli ve yetkili mahkemenin nasıl belirlendiğini ayrıntılı biçimde açıklıyoruz. Bunun yanında MÖHUK m.51 hükmünü, davalının Türkiye’de veya yurt dışında bulunmasının etkisini ve yanlış mahkemede dava açılmasının sonuçlarını inceliyoruz.
Tanıma ve Tenfiz Davası Nedir?
Yabancı bir devlet mahkemesinin verdiği karar, kural olarak yalnızca kararın verildiği ülkede doğrudan sonuç doğurur. Söz konusu kararın Türkiye’de hüküm ve sonuç meydana getirmesi için Türk hukukunun aradığı şartların sağlanması gerekir. Tanıma ve tenfiz kurumları, yabancı mahkeme kararlarının Türkiye’de hukuki etki kazanmasını sağlar.
Tanıma, yabancı mahkeme kararının Türkiye’de kesin hüküm veya kesin delil etkisi kazanmasıdır. Tanınan karar, Türk mahkemeleri önünde hukuken geçerli bir karar olarak dikkate alınır. Bununla birlikte tanıma kararı, yabancı ilamın icra edilmesini tek başına sağlamaz.
Tenfiz ise yabancı mahkeme kararının Türkiye’de cebri icra yoluyla uygulanabilmesine imkân verir. Para alacağı, tazminat, nafaka veya malın teslimi gibi icra kabiliyeti bulunan hükümler bakımından çoğunlukla tenfiz talep edilir.
Örneğin Almanya’da verilen kesinleşmiş bir boşanma kararının Türkiye’de nüfus kayıtlarına işlenmesi için kararın tanınması gerekir. Aynı kararda nafaka veya tazminat hükmü de bulunuyorsa bu edimlerin Türkiye’de icrası için tenfiz talebi gündeme gelebilir.
Benzer şekilde Fransa’daki bir mahkemenin ticari alacağın ödenmesine ilişkin kararı, Türkiye’deki borçlunun mal varlığına karşı doğrudan icraya konulamaz. Alacaklı öncelikle Türk mahkemesinden tenfiz kararı almalıdır. Tenfiz kararından sonra ilamlı icra takibi başlatılabilir.
Tanıma ile Tenfiz Arasındaki Temel Fark
Tenfiz ise kararın icra gücünü Türkiye’ye taşır.
| Değerlendirme Konusu | Tanıma | Tenfiz |
| Temel amaç | Yabancı kararın hukuki etkisinin kabul edilmesi | Yabancı kararın Türkiye’de icra edilebilmesi |
| Kesin hüküm etkisi | Bulunur | Bulunur |
| Cebri icra imkânı | Tek başına sağlamaz | Sağlar |
| Yaygın örnek | Boşanma kararının nüfusa işlenmesi | Nafaka veya alacak kararının icrası |
| Mahkeme incelemesi | MÖHUK hükümleri çerçevesinde yapılır | MÖHUK hükümleri çerçevesinde yapılır |
Bazı yabancı ilamlar hem tanıma hem de tenfiz gerektiren hükümler içerebilir. Boşanma kararında evliliğin sona ermesine ilişkin bölüm tanıma konusu olur. Buna karşılık nafaka, tazminat veya mal teslimine ilişkin bölüm tenfiz gerektirebilir.
Davacı, dava dilekçesinde hangi hükümlerin tanınmasını veya tenfizini istediğini açıkça belirtmelidir. Talebin belirsiz bırakılması, mahkemenin açıklama istemesine ya da yargılamanın uzamasına yol açabilir. Bu nedenle yabancı kararın hüküm fıkrası dikkatle incelenmelidir.
Tanıma ve Tenfiz Davası Bir Kanun Yolu Değildir
Tanıma ve tenfiz mahkemesi, yabancı mahkemenin verdiği kararın doğru olup olmadığını yeniden araştırmaz. Başka bir ifadeyle Türk mahkemesi, yabancı davanın esasını baştan görmez. Delilleri yeniden değerlendirmez ve yabancı hâkimin maddi hukuk yorumunu kural olarak denetlemez.
Bu sınırlama, öğretide ve uygulamada revizyon yasağı olarak ifade edilir. Mahkeme yalnızca MÖHUK’ta düzenlenen tanıma veya tenfiz şartlarının mevcut olup olmadığını inceler.
Örneğin yabancı mahkeme bir alacak davasında tanık beyanlarını yeterli görmüş olabilir. Türk mahkemesi, tanıkların güvenilirliğini yeniden değerlendirerek farklı bir sonuca ulaşamaz. Ancak kararın Türk kamu düzenine açıkça aykırı olup olmadığını inceleyebilir.
Dolayısıyla tanıma ve tenfiz davası, yabancı kararın istinafı veya temyizi değildir. Bu dava, yabancı kararın Türkiye’de hangi hukuki etkiyi doğuracağını belirleyen özel bir yargılama yoludur.
Tanıma ve Tenfiz Davasında Görevli Mahkeme Nasıl Belirlenir?
Görev, bir uyuşmazlığa hangi tür mahkemenin bakacağını gösterir. Tanıma ve tenfiz davasında görevli mahkeme belirlenirken yalnızca MÖHUK m.51 hükmüne bakmak her zaman yeterli olmaz. Yabancı kararın konusu ve özel mahkemelerin görev alanı da değerlendirilmelidir.
MÖHUK m.51, tenfiz kararları hakkında görevli mahkemenin asliye mahkemesi olduğunu düzenler. Bununla birlikte “asliye mahkemesi” ifadesi, her uyuşmazlıkta mutlaka Asliye Hukuk Mahkemesinin görevli olduğu anlamına gelmez. Türk hukukunda özel mahkemelerin görev alanına giren uyuşmazlıklarda ilgili özel mahkeme görevli olabilir.
Bu nedenle yabancı kararın hukuki niteliği belirlenmeden görevli mahkeme seçilmemelidir. Boşanma, velayet veya aile hukukuna ilişkin bir karar ile ticari alacak kararının görevli mahkemesi aynı olmayabilir.
Yabancı Boşanma Kararlarında Görevli Mahkeme
Yabancı mahkemelerin verdiği boşanma kararlarının tanınması veya tenfizi, aile hukukuna ilişkin bir uyuşmazlık oluşturur. Aile mahkemelerinin bulunduğu yerlerde bu davalar kural olarak aile mahkemesinde açılır.
Aile mahkemesi kurulmamış yerlerde ise Hakimler ve Savcılar Kurulu tarafından belirlenen Asliye Hukuk Mahkemesi, davaya aile mahkemesi sıfatıyla bakabilir. Bu ayrım önemlidir. Çünkü dilekçenin görevli ve sıfatı doğru belirlenmiş mahkemeye sunulması gerekir.
Yabancı boşanma kararında yalnızca evliliğin sona ermesine ilişkin hüküm bulunuyorsa tanıma talebi ileri sürülür. Kararda nafaka, velayet, kişisel ilişki veya tazminat gibi hükümler de varsa talebin kapsamı ayrıca değerlendirilir.
Ancak “Tanıma ve tenfiz davalarının tamamına aile mahkemesi bakar” şeklindeki ifade hukuken doğru değildir. Aile mahkemesi, yabancı kararın aile hukukundan kaynaklanması hâlinde görevli olur. Ticari veya genel nitelikteki özel hukuk kararları farklı görev kurallarına tabi olabilir.

Alacak ve Tazminat Kararlarında Görevli Mahkeme
Yabancı mahkemenin verdiği karar genel bir borç ilişkisinden kaynaklanıyorsa görevli mahkeme çoğunlukla Asliye Hukuk Mahkemesidir. Örneğin yabancı ülkede verilen ödünç para, haksız fiil veya genel nitelikteki tazminat kararının tenfizi bu kapsamda değerlendirilebilir.
Bununla birlikte uyuşmazlığın ticari niteliği ayrıca incelenmelidir. Yabancı karar, Türk hukuku bakımından ticari dava sayılan bir ilişkiden doğmuşsa Asliye Ticaret Mahkemesinin görev alanı gündeme gelebilir.
Örneğin iki ticari işletme arasındaki mal satışı, distribütörlük ilişkisi veya ticari hizmet sözleşmesi nedeniyle verilen yabancı mahkeme kararı ticari nitelik taşıyabilir. Böyle bir durumda tarafların tacir sıfatı ve uyuşmazlığın ticari işletmeyle bağlantısı değerlendirilir.
Mahkemenin görevi belirlenirken yalnızca yabancı kararın başlığına bakılmaz. Kararın dayandığı hukuki ilişki, tarafların sıfatları ve hükmün konusu birlikte incelenir. Böylece davanın Asliye Hukuk Mahkemesinde mi yoksa Asliye Ticaret Mahkemesinde mi açılması gerektiği belirlenir.
İş Hukukuna İlişkin Yabancı Kararlarda Görev
Yabancı mahkeme kararı işçi ile işveren arasındaki iş ilişkisinden kaynaklanabilir. Ücret, kıdem benzeri ödemeler, işe ilişkin tazminatlar veya iş sözleşmesinden doğan alacaklar bu gruba girer.
Bu tür bir kararın Türkiye’de tenfizi istenirken uyuşmazlığın Türk hukuku bakımından iş mahkemesinin görev alanında kalıp kalmadığı incelenmelidir. Yabancı kararın iş ilişkisine dayanması hâlinde İş Mahkemesi görevli kabul edilebilir.
Diğer taraftan taraflar arasındaki ilişkinin iş sözleşmesi mi yoksa bağımsız hizmet sözleşmesi mi olduğu tartışmalı olabilir. Bu nedenle yabancı kararın içeriği ve taraflar arasındaki sözleşme ayrıntılı biçimde değerlendirilmelidir.
Görev konusunda yapılacak yanlış değerlendirme, mahkemenin görevsizlik kararı vermesine neden olabilir. Bu durum yabancı kararın esasına ilişkin bir ret anlamına gelmez. Ancak dosyanın görevli mahkemeye ulaşması zaman alır ve süreç uzar.
Tüketici Uyuşmazlıklarında Görevli Mahkeme
Yabancı karar, tüketici işlemi niteliğindeki bir sözleşmeden kaynaklanabilir. Paket tur, banka işlemi, konut satışı, ayıplı mal veya tüketici kredisi gibi ilişkiler bu kapsamda değerlendirilebilir.
Uyuşmazlık Türk hukuku bakımından tüketici işlemi sayılıyorsa Tüketici Mahkemesinin görevi gündeme gelir. Burada tüketici sıfatı, işlemin mesleki olmayan amaçla yapılıp yapılmadığı ve karşı tarafın ticari veya mesleki faaliyeti önem taşır.
Her gerçek kişinin taraf olduğu sözleşme tüketici işlemi değildir. Bir kişi malı veya hizmeti ticari faaliyeti için almışsa tüketici hukukuna ilişkin görev kuralları uygulanmayabilir. Bu nedenle tarafların sıfatları somut olay üzerinden belirlenmelidir.
Görev Kuralları Neden Önemlidir?
Görev kuralları kamu düzenine ilişkindir. Mahkeme, taraflar ileri sürmese bile görevli olup olmadığını kendiliğinden inceler. Davalı cevap dilekçesinde görev itirazı sunmamış olsa dahi mahkeme görevsizlik kararı verebilir.
Taraflar anlaşarak görevli olmayan bir mahkemeyi görevli hâle getiremez. Örneğin aile hukukuna ilişkin bir tanıma davasını tarafların ortak iradesiyle Asliye Ticaret Mahkemesinde yürütmek mümkün değildir.
Bu nedenle dava açılmadan önce yabancı kararın hangi hukuk alanına girdiği belirlenmelidir. Ayrıca talep yalnızca kararın tanınmasına mı yöneliyor, yoksa icra edilebilir hükümlerin tenfizi de mi isteniyor sorusu cevaplanmalıdır.
- Boşanma ve aile hukuku kararlarında: Aile Mahkemesi gündeme gelir.
- Genel özel hukuk uyuşmazlıklarında: Asliye Hukuk Mahkemesi görevli olabilir.
- Ticari uyuşmazlıklarda: Asliye Ticaret Mahkemesinin görevi değerlendirilir.
- İş ilişkisinden doğan kararlarda: İş Mahkemesi görevli olabilir.
- Tüketici işlemlerinde: Tüketici Mahkemesinin görevi incelenir.
Görevli mahkeme değerlendirmesi yapılırken yabancı ülkedeki mahkemenin adı belirleyici değildir. Örneğin kararın yabancı ülkede “bölge mahkemesi” veya “yerel mahkeme” tarafından verilmesi, Türkiye’de hangi mahkemenin görevli olacağını tek başına göstermez.
Türk mahkemesi, yabancı kararın konusunu Türk hukukundaki görev kurallarına göre nitelendirir. Böylece yabancı mahkeme teşkilatı ile Türk mahkeme teşkilatı arasındaki isim farklılıkları sorun oluşturmaz.
Tanıma ve Tenfiz Davasında Yetkili Mahkeme Hangisidir?
Görevli mahkeme belirlendikten sonra davanın hangi yerdeki mahkemede açılacağı tespit edilmelidir. Bu konu yetki kurallarıyla ilgilidir. MÖHUK m.51, tanıma ve tenfiz davalarında uygulanacak özel yetki düzenlemesini içerir.
Kanuna göre dava, kendisine karşı tanıma veya tenfiz istenen kişinin Türkiye’deki yerleşim yeri mahkemesinde açılabilir. Davalının Türkiye’de yerleşim yeri bulunmuyorsa sakin olduğu yer mahkemesi yetkili olur.
Davalının Türkiye’de yerleşim yeri veya sakin olduğu bir yer yoksa Ankara, İstanbul veya İzmir mahkemelerinden birinde dava açılabilir. Davacı bu üç yer arasından seçim yapabilir.
Dolayısıyla tanıma ve tenfiz davasında yetkili mahkeme belirlenirken öncelikle davalının Türkiye’deki hukuki ve fiilî bağlantıları araştırılır. Davalının adresinin yurt dışında bulunması, doğrudan Ankara, İstanbul veya İzmir’de dava açılabileceği anlamına gelmeyebilir. Davalının Türkiye’de yerleşim yeri ya da sakin olduğu bir yer bulunup bulunmadığı ayrıca değerlendirilmelidir.
MÖHUK m.51 Kapsamında Yetki Sıralaması
MÖHUK m.51, yetkili mahkemeyi kademeli bir sistemle belirler. İlk sırada davalının Türkiye’deki yerleşim yeri bulunur. Yerleşim yeri yoksa sakin olduğu yer esas alınır. Her ikisi de yoksa üç büyük şehirdeki mahkemeler seçimlik yetki kazanır.
- Davalının Türkiye’de yerleşim yeri varsa o yer mahkemesi yetkilidir.
- Türkiye’de yerleşim yeri yoksa sakin olduğu yer mahkemesi değerlendirilir.
- Yerleşim yeri ve sakin olunan yer yoksa Ankara, İstanbul veya İzmir mahkemelerinden biri seçilebilir.
Bu sıralama, davacının her durumda istediği şehirde dava açmasını engeller. Örneğin davalının Bursa’da yerleşim yeri varsa yalnızca davacının İstanbul’da yaşaması, İstanbul mahkemelerini kendiliğinden yetkili hâle getirmez.
Aynı şekilde yabancı kararın Almanya, Fransa veya Hollanda’da verilmiş olması da Türkiye’deki yetkili mahkemeyi belirlemez. Yetki bakımından esas alınan temel ölçüt, kararın verildiği ülke değil davalının Türkiye’deki yerleşim veya sakinlik durumudur.
Davacının Türkiye’deki adresi de MÖHUK m.51 bakımından kural olarak ilk ölçüt değildir. Kanun, kendisine karşı tenfiz istenen kişinin bağlantı noktalarını esas alır. Bu nedenle dava açılmadan önce davalıya ait güncel adres bilgileri araştırılmalıdır.
MÖHUK m.51 Kapsamında Yetkili Mahkemenin Belirlenmesi
5718 sayılı Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukuku Hakkında Kanun’un 51. maddesi, tanıma ve tenfiz davalarında uygulanacak özel yetki kuralını düzenler. Bu madde uygulamada en sık başvurulan hükümlerden biridir. Çünkü dava açılmadan önce doğru mahkemenin belirlenmesi, yargılamanın gereksiz şekilde uzamasını önler.
Madde hükmü uyarınca öncelikle davalının Türkiye’deki yerleşim yeri araştırılır. Yerleşim yeri bulunuyorsa dava o yer mahkemesinde açılır. Yerleşim yeri yoksa davalının Türkiye’de fiilen yaşadığı, yani sakin olduğu yer dikkate alınır. Her iki bağlantı noktası da mevcut değilse davacı Ankara, İstanbul veya İzmir mahkemelerinden birini tercih edebilir.
Kanunun benimsediği sistem, davalı ile uyuşmazlık arasında makul bir bağlantı kurulmasını amaçlar. Böylece davalar tamamen ilgisiz şehirlerde açılmaz. Aynı zamanda davalının savunma hakkı da korunur.
Yerleşim Yeri ile Sakin Olunan Yer Aynı Kavram Değildir
Uygulamada bu iki kavram zaman zaman karıştırılır. Yerleşim yeri, kişinin sürekli kalma niyetiyle bulunduğu hukuki merkezdir. Sakin olunan yer ise fiilen yaşanılan adresi ifade eder. Bir kişinin Türkiye’de yerleşim yeri bulunmasa bile belirli bir şehirde uzun süre fiilen yaşıyor olması mümkündür.
Mahkeme gerektiğinde nüfus kayıtlarını, adres kayıt sistemini ve dosyaya sunulan diğer belgeleri değerlendirerek yetkili mahkemeyi belirler. Tarafların sunduğu adres bilgilerinin güncel olması bu nedenle büyük önem taşır.
Ankara, İstanbul ve İzmir Mahkemeleri Ne Zaman Yetkili Olur?
Kanun bu üç ili her dava için serbest seçim hakkı olarak düzenlememiştir. Ankara, İstanbul veya İzmir mahkemelerine başvurabilmek için davalının Türkiye’de ne yerleşim yerinin ne de sakin olduğu bir yerin bulunması gerekir.
Örneğin davalı tamamen yurt dışında yaşıyor ve Türkiye’de herhangi bir adres bağlantısı bulunmuyorsa davacı bu üç şehirden birinde tanıma veya tenfiz davası açabilir. Buna karşılık davalının Antalya’da yerleşim yeri mevcutsa doğrudan İstanbul’da dava açılması kural olarak mümkün olmaz.
Bu nedenle dava açılmadan önce davalının Türkiye’deki adres durumunun dikkatle incelenmesi gerekir. Yanlış değerlendirme yetki itirazına neden olabilir.
Yetkili Mahkemenin Doğru Belirlenmesi Neden Önemlidir?
Tanıma ve tenfiz davalarında yalnızca görevli mahkemeyi belirlemek yeterli değildir. Yetki kurallarına uygun hareket etmek de aynı derecede önem taşır. Çünkü davanın yanlış yerde açılması, dosyanın aylarca farklı mahkemeler arasında işlem görmesine neden olabilir.
Özellikle yabancı ülkede yaşayan tarafların bulunduğu dosyalarda tebligat süreci zaten belirli bir zaman alır. Buna bir de yetki uyuşmazlığı eklendiğinde yargılama önemli ölçüde uzayabilir.
Doğru mahkemede açılan dava ise usul yönünden daha hızlı ilerler. Mahkeme doğrudan tanıma veya tenfiz şartlarını incelemeye geçebilir. Böylece taraflar gereksiz zaman ve masraf kaybı yaşamaz.
Davacı Açısından Sağladığı Avantajlar
- Davanın usulden gecikme riski azalır.
- Ek posta ve tebligat giderleri oluşmaz.
- Görevsizlik veya yetkisizlik kararlarıyla zaman kaybedilmez.
- Yabancı kararın Türkiye’de daha kısa sürede sonuç doğurması sağlanır.
- İcra aşamasına daha hızlı geçilebilir.
Davalı Açısından Sağladığı Güvenceler
Yetki kuralları yalnızca davacıyı değil davalıyı da korur. Davalı, kendisiyle ilgisi bulunmayan bir şehirde savunma yapmak zorunda bırakılmaz. Bu nedenle MÖHUK m.51 taraflar arasındaki usul dengesini sağlamayı amaçlayan önemli bir düzenlemedir.
Mahkeme de yetki şartlarını dosyanın başında değerlendirir. Böylece ilerleyen aşamalarda ortaya çıkabilecek usul sorunlarının önüne geçilir.
Tanıma ve Tenfiz Davalarında Uygulamada En Sık Yapılan Hatalar
Uygulamada birçok dosya, yabancı mahkeme kararının içeriğinden değil usule ilişkin eksikliklerden dolayı gecikmektedir. Bu eksikliklerin büyük bölümü dava açılmadan önce yapılacak dikkatli bir incelemeyle önlenebilir.
En sık karşılaşılan hata, görevli mahkemenin yanlış belirlenmesidir. Bazı kişiler her tanıma ve tenfiz davasının aile mahkemesinde açılması gerektiğini düşünmektedir. Oysa yabancı kararın konusu ticari, iş hukuku veya başka bir özel hukuk alanına ilişkin olabilir.
Bir diğer hata ise yetkili mahkemenin yalnızca davacının adresine göre belirlenmesidir. Kanun açık şekilde davalının yerleşim yeri ve diğer bağlantı noktalarını esas almaktadır.
Bunun yanında eksik belgeyle dava açılması da uygulamada oldukça yaygındır. Kesinleşme şerhi bulunmayan kararlar veya usulüne uygun onaylanmamış belgeler mahkemenin ek belge istemesine neden olabilir.
Yabancı mahkeme kararının tercümesinin eksik yapılması da önemli sorunlar doğurabilir. Özellikle hüküm fıkrasında yer alan ifadelerin yanlış çevrilmesi, mahkemenin kararın kapsamını doğru değerlendirememesine yol açabilir.
- Görevli mahkemenin yanlış belirlenmesi.
- Yetki kurallarının göz ardı edilmesi.
- Kesinleşme şerhinin eksik sunulması.
- Apostil veya tasdik işlemlerinin tamamlanmaması.
- Eksik ya da hatalı yeminli tercüme kullanılması.
- Dava dilekçesinde tanıma ve tenfiz taleplerinin açık belirtilmemesi.
Tanıma ve tenfiz davaları usul kurallarına sıkı şekilde bağlıdır. Bu nedenle dava açılmadan önce belge kontrolü yapılması ve görev ile yetki kurallarının doğru değerlendirilmesi, yargılamanın sağlıklı ilerlemesini sağlar.
Davalı Türkiye’deyse Tanıma ve Tenfiz Davası Nerede Açılır?
Davalının Türkiye’de yaşaması, yetkili mahkemeyi belirlerken ilk dikkate alınacak husustur. MÖHUK m.51 açık bir sıralama öngörür. Bu nedenle davacı, öncelikle davalının Türkiye’deki yerleşim yerini araştırmalıdır. Yerleşim yeri mevcutsa davayı o yer mahkemesinde açmalıdır.
Örneğin davalı Ankara’da ikamet ediyorsa davacı, kural olarak Ankara’daki görevli mahkemeye başvurur. Davalının İzmir’de ya da Bursa’da bulunması hâlinde de aynı yöntem uygulanır. Kanun, davalının yerleşim yerini yetki bakımından ilk sıraya koyar.
Hakim, dosyaya sunulan adres kayıtlarını ve diğer belgeleri birlikte değerlendirir. Taraflar farklı adresler bildirirse mahkeme gerekli araştırmayı yapar. Böylece yetkili mahkemeyi somut olaya göre belirler.
Bazı durumlarda davalının adres kayıt sistemindeki adresi ile fiilen yaşadığı adres farklı olabilir. Böyle bir durumda mahkeme yalnızca nüfus kayıtlarına bağlı kalmaz. Dosyadaki diğer delilleri de dikkate alır.
Davalının Yerleşim Yeri Bulunmuyorsa Ne Olur?
Davalının Türkiye’de yerleşim yeri bulunmayabilir. Ancak kişi belirli bir şehirde uzun süredir fiilen yaşıyor olabilir. İşte bu durumda MÖHUK m.51 ikinci bağlantı noktasını devreye sokar. Mahkeme, davalının sakin olduğu yeri esas alır.
Sakin olunan yer, kişinin günlük hayatını sürdürdüğü fiili yaşam merkezidir. Bu kavram yerleşim yerinden farklıdır. Hakim, somut olayın özelliklerine göre hangi adresin esas alınacağına karar verir.
Davacı dava açmadan önce davalının fiili adresini araştırırsa olası yetki itirazlarının önüne geçebilir. Böylece yargılama daha hızlı ilerler.
Davalı Yurt Dışındaysa Yetkili Mahkeme Nasıl Belirlenir?
Davalının tamamen yurt dışında yaşaması uygulamada sık karşılaşılan bir durumdur. Böyle dosyalarda davacılar çoğu zaman hangi şehirde dava açabileceklerini merak eder.
MÖHUK m.51 bu ihtimali de açık şekilde düzenler. Davalının Türkiye’de yerleşim yeri bulunmuyorsa ve fiilen yaşadığı bir adres de yoksa davacı Ankara, İstanbul veya İzmir mahkemelerinden birini seçebilir.
Kanun davacıya üç şehir arasında seçim hakkı tanır. Bunun dışında kalan şehirlerde doğrudan dava açılması mümkün değildir. Bu nedenle örneğin davalı tamamen Almanya’da yaşıyorsa davacı Antalya’da dava açamaz. Ancak Ankara, İstanbul veya İzmir mahkemelerinden birini tercih edebilir.
Bu düzenleme özellikle uzun yıllardır yurt dışında yaşayan Türk vatandaşları ile yabancı ülke vatandaşları bakımından önemli kolaylık sağlar.
Yurt Dışındaki Adresin Doğru Bildirilmesi Neden Önemlidir?
Davacı dava dilekçesinde davalının yurt dışındaki güncel adresini doğru şekilde göstermelidir. Mahkeme uluslararası tebligat işlemlerini bu adres üzerinden yürütür.
Eksik veya yanlış adres verilmesi tebligatın iade edilmesine neden olabilir. Böyle bir durumda mahkeme yeni adres araştırması ister. Bu süreç davayı aylarca uzatabilir.
Davacı, adres bilgisini dava açmadan önce doğrularsa önemli zaman kaybını önleyebilir.
Yanlış Mahkemede Tanıma ve Tenfiz Davası Açılırsa Ne Olur?
Uygulamada en sık yapılan hatalardan biri yanlış mahkemede dava açmaktır. Bazı davacılar yabancı kararın verildiği ülkeye göre mahkeme seçmeye çalışır. Bazıları ise yalnızca kendi ikamet ettiği şehirde dava açabileceğini düşünür. Her iki yaklaşım da hatalı sonuç doğurabilir.
Hakim dosyayı inceledikten sonra görev veya yetki yönünden eksiklik tespit ederse usul hükümlerini uygular. Böylece dava gereksiz şekilde uzayabilir.
Yanlış mahkemede dava açılması, yabancı mahkeme kararının geçersiz olduğu anlamına gelmez. Ancak usul süreci uzar. Taraflar ek masraf yapabilir. Ayrıca kararın Türkiye’de hüküm doğurması gecikebilir.
Görevsizlik Kararı
Mahkeme görevli olmadığını tespit ederse görevsizlik kararı verir. Daha sonra dosya görevli mahkemeye gönderilir. Bu süreçte davanın esası hakkında herhangi bir değerlendirme yapılmaz.
Görevsizlik kararı yalnızca davaya hangi mahkemenin bakacağını belirler. Bu nedenle davacı hak kaybına uğramaz. Ancak dosyanın yeni mahkemeye ulaşması belirli bir zaman alabilir.
Davacı görev kurallarını dava açmadan önce doğru değerlendirirse bu gecikmenin önüne geçebilir.
Yetkisizlik Kararı
Mahkeme görevli olmasına rağmen yetkili değilse yetkisizlik kararı verebilir. Bu durumda dosya yetkili mahkemeye gönderilir. Yetki sorunu çözüldükten sonra yargılama kaldığı yerden devam eder.
Yetkisizlik kararı da davanın reddi anlamına gelmez. Karar yalnızca davanın doğru yerde görülmesini sağlar.
Bu nedenle davacı hem görev hem de yetki kurallarını birlikte değerlendirmelidir.
Davalı Yetki İtirazında Bulunabilir mi?
Evet. Kanunun izin verdiği durumlarda davalı yetki itirazı ileri sürebilir. Mahkeme bu itirazı dosya kapsamındaki bilgi ve belgelere göre değerlendirir.
Davalı, davanın yanlış yerde açıldığını somut gerekçelerle açıklamalıdır. Hakim de adres kayıtlarını, taraf beyanlarını ve diğer delilleri birlikte inceler.
Mahkeme itirazı haklı bulursa dosyayı yetkili mahkemeye gönderir. İtirazı yerinde görmezse yargılamaya devam eder.
Tarafların yalnızca zaman kazanmak amacıyla yaptığı dayanaksız itirazlar ise yargılamanın sonucunu değiştirmez.
Kamu Düzeni Tanıma ve Tenfiz Davasını Nasıl Etkiler?
Kamu düzeni, tanıma ve tenfiz davalarının en önemli inceleme konularından biridir. Türk mahkemesi, yabancı mahkeme kararını yeniden yargılamaz. Ancak kararın Türk kamu düzenine açıkça aykırı olup olmadığını mutlaka inceler.
Kamu düzeni denetimi sınırlı bir incelemedir. Hakim yabancı mahkemenin delilleri doğru değerlendirip değerlendirmediğini araştırmaz. Bunun yerine kararın Türk hukukunun temel ilkeleriyle açık şekilde çelişip çelişmediğine bakar.
Örneğin savunma hakkını tamamen ortadan kaldıran bir yargılama yapılmışsa kamu düzeni sorunu gündeme gelebilir. Benzer şekilde temel hak ve özgürlükleri ağır biçimde ihlal eden kararlar da kamu düzeni kapsamında değerlendirilir.
Buna karşılık yabancı mahkemenin Türk hukukundan farklı bir kanun uygulaması tek başına kamu düzenine aykırılık oluşturmaz. Türk mahkemesi, yalnızca sonuç itibarıyla açık ve ağır bir aykırılık bulunduğunda tanıma veya tenfiz talebini reddedebilir.
Bu nedenle kamu düzeni istisnası dar yorumlanır. Mahkemeler her farklılığı kamu düzenine aykırılık olarak kabul etmez. Böylece uluslararası özel hukukun temel amacı olan yabancı mahkeme kararlarının dolaşımı korunur.
Mahkeme Tanıma ve Tenfiz Davasında Hangi Hususları İnceler?
Tanıma ve tenfiz davasında görev yapan Türk mahkemesi, yabancı mahkemenin verdiği kararın doğru veya yanlış olduğuna karar vermez. Hakim, davayı yeniden görmez ve delilleri tekrar değerlendirmez. Bunun yerine 5718 sayılı Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukuku Hakkında Kanun’da düzenlenen şartların gerçekleşip gerçekleşmediğini denetler. Böylece yabancı mahkeme kararının Türkiye’de hukuki sonuç doğurup doğurmayacağı belirlenir.
Mahkeme ilk olarak kararın kesinleşip kesinleşmediğini kontrol eder. Ardından kararın Türk kamu düzenine açıkça aykırı olup olmadığını değerlendirir. Sonrasında savunma hakkının korunup korunmadığını, yabancı mahkemenin usule uygun şekilde yargılama yapıp yapmadığını ve kararın tenfizine engel başka bir hukuki neden bulunup bulunmadığını inceler.
Hakim, yabancı mahkemenin maddi vakıaları doğru değerlendirip değerlendirmediğini araştırmaz. Aynı şekilde tanık anlatımlarını yeniden dinlemez veya bilirkişi incelemesi yaptırmaz. Çünkü tanıma ve tenfiz davası ikinci bir yargılama değildir. Bu dava yalnızca yabancı mahkeme kararının Türkiye’deki hukuki etkisini belirler.
- Kararın kesinleşmiş olması
- Kararın Türk kamu düzenine açıkça aykırı olmaması
- Savunma hakkının ihlal edilmemiş olması
- Kanunda yer alan diğer tenfiz şartlarının bulunması

Apostil Şartı Tanıma ve Tenfiz Davasında Neden Önemlidir?
Yabancı mahkeme kararının Türkiye’de kullanılabilmesi için çoğu durumda belgenin resmiyetinin ispatlanması gerekir. Bu amaçla birçok ülkede apostil şerhi kullanılır. Apostil, belgenin düzenlendiği ülkedeki yetkili makam tarafından verilen uluslararası onaydır.
Kararın verildiği ülke Apostil Sözleşmesi’ne tarafsa mahkemeye sunulacak ilam ve kesinleşme şerhi apostilli olarak hazırlanmalıdır. Daha sonra bu belgeler Türkçeye yeminli tercüman tarafından çevrilmeli ve gerekli noter işlemleri tamamlanmalıdır.
Kararın verildiği ülke Apostil Sözleşmesi’ne taraf değilse belge tasdik işlemleri farklı usullerle tamamlanır. Bu nedenle dava açılmadan önce ilgili ülkenin belge onay sisteminin araştırılması önem taşır.
Tanıma ve Tenfiz Davasında Tebligat Süreci
Tebligat, tanıma ve tenfiz davasının en önemli aşamalarından biridir. Davalı Türkiye’de yaşıyorsa mahkeme tebligatı Türk Tebligat Kanunu hükümlerine göre gerçekleştirir. Ancak davalı yurt dışında bulunuyorsa uluslararası tebligat kuralları uygulanır.
Davacının dava dilekçesinde güncel adres göstermesi büyük önem taşır. Yanlış adres bildirildiğinde tebligat iade edilir ve mahkeme yeni adres araştırması yapar. Bu durum yargılamayı aylarca uzatabilir.
Özellikle Almanya, Hollanda, Fransa, Belçika ve Avusturya gibi ülkelerde yaşayan davalılara yapılacak tebligatlarda uluslararası sözleşmeler ve ilgili ülkenin usul kuralları dikkate alınır.
Ülkelere Göre Tanıma ve Tenfiz Uygulamaları
Almanya
Almanya, Türk vatandaşlarının en yoğun yaşadığı ülkelerden biridir. Bu nedenle Türkiye’de açılan tanıma ve tenfiz davalarının önemli bölümü Alman mahkemelerinin verdiği kararlara ilişkindir. Boşanma, nafaka ve velayet kararları uygulamada sık görülür.
Hollanda
Hollanda mahkemelerinin verdiği aile hukuku kararları da Türkiye’de sıkça tanıma ve tenfiz talebine konu olur. Belgelerin eksiksiz hazırlanması ve doğru tercüme edilmesi sürecin hızlanmasını sağlar.
Fransa
Fransa’da verilen boşanma, ticari alacak ve tazminat kararları MÖHUK hükümleri çerçevesinde değerlendirilir. Mahkeme her somut olayda kanuni şartların gerçekleşip gerçekleşmediğini ayrı ayrı inceler.
İngiltere
İngiltere mahkemelerinin verdiği kararlar bakımından da aynı temel ilkeler uygulanır. Kararın kesinleşmesi, belge düzeni ve kamu düzeni denetimi Türk mahkemesinin inceleme alanına girer.
Gerçek Senaryolar
Senaryo 1
Almanya’da boşanan Türk vatandaşı, Türkiye’de yeniden evlenmek ister. Ancak nüfus kayıtlarında hâlâ evli görünmektedir. Kişi Türkiye’de tanıma davası açar. Mahkeme şartların gerçekleştiğini tespit eder ve yabancı boşanma kararını tanır. Böylece nüfus kaydı güncellenir.
Senaryo 2
Fransa’da açılan dava sonunda nafaka kararı verilir. Alacaklı, nafakayı Türkiye’deki mal varlığından tahsil etmek ister. Bunun için tenfiz davası açar. Mahkeme tenfiz kararı verdikten sonra ilamlı icra takibi başlatabilir.
Senaryo 3
Hollanda’da verilen ticari alacak kararı Türkiye’de bulunan şirkete karşı uygulanmak istenir. Şirket Türkiye’de faaliyet göstermektedir. Alacaklı önce tenfiz kararı alır, ardından icra takibini başlatır.
Karar Tablosu
| Uyuşmazlık Türü | İşlem | Genel Olarak Görevli Mahkeme |
|---|---|---|
| Boşanma | Tanıma | Aile Mahkemesi |
| Nafaka | Tenfiz | Uyuşmazlığın niteliğine göre görevli mahkeme |
| Ticari alacak | Tenfiz | Asliye Ticaret Mahkemesi görev alanına girebilir |
| Genel alacak | Tenfiz | Asliye Hukuk Mahkemesi görev alanına girebilir |
Sık Sorulan Sorular
1. Tanıma ve tenfiz davası hangi mahkemede açılır?
Görevli mahkeme, yabancı mahkeme kararının konusuna göre belirlenir. Aile hukukuna ilişkin kararlar bakımından kural olarak Aile Mahkemesi görev yapar. Diğer özel hukuk uyuşmazlıklarında ise uyuşmazlığın niteliğine göre Asliye Hukuk Mahkemesi, Asliye Ticaret Mahkemesi veya özel görevli başka bir mahkeme görevli olabilir.
2. Tanıma ve tenfiz davasında yetkili mahkeme nasıl belirlenir?
MÖHUK m.51 uyarınca öncelikle davalının Türkiye’deki yerleşim yeri dikkate alınır. Yerleşim yeri yoksa sakin olduğu yer esas alınır. Her ikisi de bulunmuyorsa dava Ankara, İstanbul veya İzmir mahkemelerinden birinde açılabilir.
3. Her tanıma ve tenfiz davasına Aile Mahkemesi mi bakar?
Hayır. Görevli mahkeme yabancı mahkeme kararının konusuna göre belirlenir. Ticari, iş hukuku veya tüketici hukukundan kaynaklanan kararlar farklı görev kurallarına tabi olabilir.
4. Tanıma ile tenfiz arasındaki fark nedir?
Tanıma yabancı mahkeme kararının kesin hüküm etkisini kabul eder. Tenfiz ise kararın Türkiye’de icra edilmesini sağlar.
5. Tanıma ve tenfiz davası ne kadar sürer?
Süre; mahkemenin iş yüküne, tebligat işlemlerine, belge eksikliğine ve davanın özelliklerine göre değişir.
6. Davalı yurt dışında yaşıyorsa dava açılabilir mi?
Evet. Davalının Türkiye’de yerleşim yeri veya sakin olduğu bir yer bulunmuyorsa dava Ankara, İstanbul veya İzmir mahkemelerinde açılabilir.
7. Apostil zorunlu mudur?
Kararın verildiği ülkenin taraf olduğu uluslararası sözleşmelere göre çoğu durumda apostil şerhi gerekir. Bazı ülkelerde farklı tasdik usulleri uygulanabilir.
8. Kesinleşme şerhi gerekli midir?
Evet. Kural olarak yabancı mahkeme kararının kesinleştiğini gösteren belge mahkemeye sunulmalıdır.
9. Mahkeme yabancı kararı yeniden inceler mi?
Hayır. Türk mahkemesi davayı yeniden görmez. Sadece MÖHUK’ta düzenlenen şartların gerçekleşip gerçekleşmediğini inceler.
10. Kamu düzeni ne anlama gelir?
Mahkeme, yabancı kararın Türk hukukunun temel ilkelerine açıkça aykırı olup olmadığını değerlendirir.
11. Boşanma kararında tanıma yeterli olur mu?
Yalnızca boşanma hükmünün Türkiye’de geçerlilik kazanması isteniyorsa çoğu durumda tanıma yeterlidir. Nafaka veya tazminat gibi icra gerektiren hükümler için tenfiz gerekebilir.
12. Nafaka kararı için tenfiz gerekir mi?
Evet. Türkiye’de icra yoluyla tahsil edilmesi isteniyorsa tenfiz kararı alınmalıdır.
13. Avukat tutmak zorunlu mudur?
Kanunen zorunlu değildir. Ancak usul kuralları nedeniyle avukat desteği sürecin daha sağlıklı yürütülmesini sağlayabilir.
14. Dava yanlış mahkemede açılırsa ne olur?
Mahkeme görev veya yetki yönünden karar verir ve dosyayı gerekli hâllerde ilgili mahkemeye gönderir.
15. Tercüme noter onaylı olmalı mı?
Mahkemeye sunulacak yabancı belgelerin usulüne uygun tercüme edilmesi gerekir.
16. Tanıma davası tek taraflı açılabilir mi?
Kanundaki şartlar gerçekleştiğinde ilgili kişi dava açabilir. Mahkeme karşı tarafa usulüne uygun tebligat yapar.
17. Yabancı mahkeme kararının aslı gerekir mi?
Mahkeme, usulüne uygun onaylı örneğin sunulmasını ister.
18. Elektronik belge kabul edilir mi?
Belgenin niteliğine ve ilgili ülke uygulamasına göre değerlendirme yapılır.
19. Mahkeme tanıkları dinler mi?
Genel olarak hayır. Mahkeme yabancı davayı yeniden görmez.
20. Tanıma kararı kesinleşmeden işlem yapılabilir mi?
Kesinleşme durumu somut olaya göre değerlendirilir.
21. Ticari kararlar da tenfiz edilebilir mi?
Evet. Kanundaki şartlar gerçekleştiğinde ticari kararlar da tenfiz edilebilir.
22. İş mahkemesi kararları için de tenfiz mümkündür mü?
Evet. Uyuşmazlığın niteliğine göre mümkündür.
23. Davalı Türkiye’de bulunmuyorsa dava açılamaz mı?
Hayır. MÖHUK m.51 bu ihtimali özel olarak düzenlemiştir.
24. Türkiye’de mal bulunması zorunlu mudur?
Hayır. Tanıma davası bakımından böyle bir şart aranmaz.
25. Tenfiz kararı olmadan icra takibi yapılabilir mi?
Kural olarak yabancı ilam doğrudan ilamlı icraya konulamaz.
26. Kararın tamamı yerine bir bölümü tenfiz edilebilir mi?
Şartların oluşması hâlinde kararın belirli hükümleri hakkında talepte bulunulabilir.
27. Dava açmadan önce arabuluculuk gerekir mi?
Tanıma ve tenfiz davalarında genel olarak zorunlu arabuluculuk uygulanmaz.
28. Mahkeme duruşma yapar mı?
Dosyanın özelliklerine göre duruşma yapılabilir.
29. Tanıma ve tenfiz kararına karşı kanun yolu açık mıdır?
Kanunda öngörülen şartlar çerçevesinde kanun yoluna başvurulabilir.
30. Tanıma ve tenfiz davasında en sık yapılan hata nedir?
Yanlış mahkemede dava açılması, eksik belge sunulması ve usulüne uygun tercüme yaptırılmaması uygulamada en sık karşılaşılan sorunlardır.
Sonuç
Tanıma ve tenfiz davası hangi mahkemede açılır? sorusunun tek bir cevabı yoktur. Görevli mahkeme, yabancı mahkeme kararının konusuna göre belirlenir. Yetkili mahkeme ise 5718 sayılı Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukuku Hakkında Kanun’un 51. maddesi uyarınca davalının Türkiye’deki yerleşim yeri, sakin olduğu yer ve gerekli hâllerde Ankara, İstanbul veya İzmir mahkemeleri esas alınarak tespit edilir.
Yanlış mahkemede dava açılması, eksik belge sunulması veya uluslararası tebligat sürecindeki hatalar yargılamanın gereksiz şekilde uzamasına neden olabilir. Bu nedenle dava açılmadan önce yabancı mahkeme kararının içeriği dikkatle incelenmeli, görev ve yetki kuralları doğru belirlenmeli, apostil, kesinleşme şerhi ve tercüme işlemleri eksiksiz tamamlanmalıdır.
Her tanıma ve tenfiz dosyası kendi özellikleri içinde değerlendirilir. Bu nedenle yabancı mahkeme kararının niteliğine uygun hukuki yolun belirlenmesi, sürecin hızlı ve sağlıklı ilerlemesi açısından büyük önem taşır.
İstanbul için ana rehber: Görevli ve yetkili mahkeme, dava şartları ve başvuru belgeleri için İstanbul Tanıma Tenfiz Davası Avukatı sayfasını inceleyebilirsiniz.

“Tanıma ve Tenfiz Davası Hangi Mahkemede Açılır?” için bir yanıt
[…] Tanıma ve Tenfiz Davası Hangi Mahkemede Açılır? […]